İletilerinizi bekliyorum...

gulerbugday@ttmail.com

Facebook

    (Güler Buğday)

Twitter

    twitter.com/gulerbugday

 

CHP, NEDEN İKTİDAR VE UMUT OLAMIYOR, 7 HAZİRAN VE 1 KASIM SEÇİM SONUÇLARI

25 Kasım 2015 Çarşamba, 16:29

Cumhuriyeti kuran parti, artık laik cumhuriyeti yıkanlara, tek adam diktasını dayatanlara ve korku imparatorluğu yaratanlara engel olamıyor!

Bursa Bağımsız | İletişim | Özgeçmişim | Kitaplarım | Hakkımda Yazılanlar | Animasyonlu Şiirler

Ana Menü

» Ana Sayfa

» Haberler

» Yazılarım

» Yazarlar

» İletişim

» Künye

» Bize Yazın

» Bağlantılar

ATATÜRK Diyor Ki;

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.

YAZILARIM

Deniz Baykal'a 2nci Ciddi Uyarımdır!

12 Ocak 2011 Çarşamba, 12:02

Lütfen sabırla sonuna kadar okuyunuz. Bu yazı başlığı birçok kimsenin sinirlerini bozabilir. Hatta bazı kesimlerce “küstahça” bulunabilir. Kim ne düşünürse düşünsün…

Lütfen sabırla sonuna kadar okuyunuz.

Bu yazı başlığı birçok kimsenin sinirlerini bozabilir. Hatta bazı kesimlerce “küstahça” bulunabilir.
Kim ne düşünürse düşünsün…
Kimler öfke seline kapılırsa kapılsın!!!
Arkamdan yapılacak değerlendirmeler; herkesin kendi algısı, vicdanı, cesareti ve aldığı terbiye ve siyasi namusu kadardır.

Ben uyarımı Deniz Baykal’a bu sefer ilanen yapmak zorundayım.

Yoksa birinci uyarımın yok sayıldığı, olayların örtbas edildiği gibi olur. Hatta bahse konu olan ve olayda adı geçen “göbek bağcıların” ödüllendirildiği, en üst makamlarda temsil hakkı verildiği günlere geri döneriz.

Amacım geçmişte yaşanan olumsuzlukları ortaya dökmek, intikam almak veya şaibe yaratmak değil.

O gün olduğu gibi dostça olmasa da; siyasi namus gereği bu gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, Genel Sekreter Önder Sav’a en önemlisi de toplumda umut olmaya başlayan CHP’ye kurulmak istenen tezgâhı gören birisi olarak uyarıda bulunmak zorunda olduğumu hissettiğimdendir.

Deniz Baykal’a dostça ve bütün iyi niyetimle ilk uyarımı neden ve ne zaman yapmak zorunda kaldığımı kısaca: açıklayayım:

13.08.2002’de; CHP eski il başkanı, bana ve rahmetli eşime Bursa’da birçok kimsenin bilip konuştuğunu bir iddiayı anlatarak bir ricada bulundu:

Bana, “Deniz Bey seni dinliyor, bu rezaleti bilmesi gerekir. Yoksa şu ana kadar yolsuzluklarla suçladığımız AKP’liler bu seçim sürecinde bu durumu önümüze koyarlar. Bizlerde rezil-kepaze oluruz.” diyerek beni ikna etti.

Konu şuydu:
CHP’de Deniz Baykal ekibinin vazgeçilmez prensi (!) olan Mehmet Sevigen ile ilgili bir rüşvet ve yereldeki uzantıları arasında meydana gelen paylaşım sorununun ortalara dökülmesiydi.
Yine aynı ekibin, CHP’nin seçimlerde tüm yurtta kullanacağı “bayrak ve benzeri işlerini” meslekleriyle ve yaptıkları işle hiçbir ilgisi olmayan insanlara yaptırıp haksız kazanç sağlanmasıydı. Siyasi erkin çıkara ve ranta dönüştürülüp aralarındaki paylaşımla ilgili kaygı veren iddialardı.

Üstelik Bursa gibi tekstilin merkezi olan ve bu konuda tüm partilere bu işleri yapan ciddi firmalar varken; ilgisiz bir insan olan anacak Mehmet Sevigen’in yerel uzantısı olan bir şahsa bu işler yaptırılmıştır.

Kâr paylaşım amacıyla verildiği iddia edilen bu işler basına yansıyınca “Başka yerlerden de teklif alındı” denerek olay kapatılmaya çalışılmıştır.
Ancak kesilen faturalar ve sipariş edilen miktarlar ve fiyatlar hakkında basının tüm talebine karşın bilgi verilmemiştir. Böylece insanlar uyutulmak istenmiştir.

Bu tür karşılıklı kollama ve bu insanlara sürekli siyasi güç ve paye verilmesi yerelde insanları çok rahatsız etmişti.

Ayrıca ulusal basına sık sık malzeme olan ve her akçeli işin altında CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen’in adının geçmesi de insanların dikkatini çekiyordu.

Yaşamım sürersince bu tür olaylara her zaman duyarlı olan bir anlayışı temsil ettim. Ayrıca: CHP ve SHP birleşmesinde Ankara’da ve yerelde çok emek verip katkı koymuştum.

Çünkü:
O günlerde “Müteahhit’ler Partisi” diye suçlanan SHP’de sol kanatın temsilcisi olan bizler, gelişmelerden çok rahatsızlık duyuyor ve toplumdaki “Solda Birlik” talebini de yaşama geçirmek istiyorduk.

SHP ve CHP birleşmesinde en temel şart “partide temiz siyaset anlayışının egemen kılınması ve nitellikli kadroların yönetimlere getirilmesi” olmuştu.

Şahsen ben Güler Buğday olarak değerli hocamız, (Aydın Güven Gürkan’ın bilgisi ve ricasıyla) CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile genel merkezdeki ofisinde iki saati aşan bir görüşme yapmış ve bu konuda tüm taahhütleri almıştım.

O günden sonra da sık sık görüştüğüm Deniz Baykal’ın birleşme döneminde bizlere verdiği sözlere inanarak; kendi ilimdeki bazı şahısları da içine alan bu çirkin iddia ile ilgili gerçeğin ortaya çıkarılmasını istemeye karar verdim.

*****

Milletvekili adaylık başvurusunun son günü olduğu için Genel Merkez ana baba günüydü.

Genel Başkanla görüşmek için yukarı çıktım kendileri Antalya’daymış. Özel Kalemi Nesrin Baytok, birleşme ile ilgili emek ve katkılarımı hiçbir beklenti olmadan verdiğim için beni sürekli takdir eder ve ne zaman istersem anında Deniz Bey’i telefona bağlardı. O gün odası çok kalabalıktı.

Birlikte Genel Başkanın ofisine geçtik.
Kendisiyle 10–15 dakika süren bir konuşmamız oldu. Hatta o arada parti vitrinine transfer edilen Yaşar Nuri Öztürk, Deniz Bey’i aramıştı. Nesrin Hanım da kendisini hiç bekletmeden telekonferans sistemi ile görüştürmüştü.

Bu kadar detayı yazmamın sebebi kimse olanları inkâr etmesin diyedir.

Nesrin Baytok’a Deniz Bey’le görüşmem gerektiğini ve önemli olduğunu söyledim. Israrla konuyu sorunca bende hiçbir sakınca görmeden bana olayı anlatan eski il başkanının ismini de vererek kendisine bilgi verdim.

Ve Mehmet Sevigen’in aracı olup çıkardığı büyük meblağ bir kredi karşılığı %10 pay aldığının konuşulduğunu birazda utanarak söyledim.

Yerelde bu işi bağlayan uzantısının payının eksik ödenmesi sonucu kredi talep edenlerle aralarında kavga çıkması sonucu bu kavgaya tanık olanların meyhanelerde ve içki masalarında bu konuyu uluorta konuştuklarını aktardım

Olayın çirkin bir duruma dönüştüğünü söyleyerek acele soruşturma açılması için Deniz Bey’e ulaşmam gerektiğini anlattım. Beni akşam görüştüreceğini taahhüt etti.

Tek isteğim: Genel Merkez’in bu olayı ciddiye alarak araştırması ve Parti Müfettişlerinin Bursa’ya gönderilerek meyhanelerde masa mezesi olan bu rezaletin, bu çıkar ve rant ilişkisinin aydınlığa kavuşturulmasıydı.

Çünkü bahse konu olan şahıs CHP’nin Genel Sekreter Yardımcısıydı. Deniz Bey’in sağ koluydu. Amigosuydu… Badi -gardıydı, velhasıl her tür işin içindeki (!) organizatörüydü.

Yerelde adı geçenlerde; Deniz Baykal’a göbek bağı ile bağlı olan; siyasetteki var oluşları bu tür “al takke- ver külah” anlayışıyla şekillenmiş kompleksli ve sabıka kayıtları kabarık ve renkli olan şahıslardı.

SONUÇ.

Bu şikâyet veya iddiayı anında Deniz Bey’e iletmesi gereken Özel Kalem Nesrin Baytok, arkamdan işi gücü bırakmış, koşarak konuyu Mehmet Sevigen’e iletmiş.
Yani iddialarda rüşvet almakla ve yaptırdığı veya aracılık ettiği işlerden yüzde almakla suçlanan, şahsa konuyu sorumsuzca söylemiş.

Mehmet Sevigen de, adaylık için genel merkezde olan yereldeki uzantılarını acilen odasına çağırtmış ve hep birlikte “YOK böyle bir şey” diyen bir koro oluşturmuşlar.

Neticede dönüş yolunda Nesrin beni aradı. O anda “Ümit Alan” mevkiindeydim. Bana, “Güler’cim ben konuyu Mehmet’e sordum. Çok öfkelendi. Çok üzüldü. Hemen Bursalıları yanına çağırdı.
Onlarda “Yok böyle bir şey… İftira” demişler.

Ne hikmetse kredide aldığı payı az bulduğu için isyan eden, saat tamirciliği yaparken tüm ülkede CHP’nin seçimde kullanacağı bayraklarını imal eden bir sanayiciye (!) dönüştürülen şahısta tesadüfen yanındaymış.

Bu rezaleti duyunca hemen geri dönmek istedim.
Nesrin bana “Üzülme hepimiz biliyoruz sen yalan söylemezsin. Akşam Deniz Beyle konuşturacağım. Bende kendisine konuyu anlatacağım. Sadece burada Mehmet’e haksızlık edip iftira atıyorlar. Sana bunu söyleyen şahsın amacı belli. Kolay yoldan milletvekili olmak istiyor. Sen üzülme ve yoluna devam et” diyerek minareye kılıf hazırlanmasını sağladı.

Mehmet Sevigen sözde bu konuyla ilgisi olanların tümünü çağırmış, hepsine “Ben rüşvet aldım mı?” diye sormuş. Hepsi birden “Hâşâ… iftira” demişler.

Hatta bana bunu anlatan ve Deniz Bey’e iletmemi isteyen eski il başkanını da adaylık başvurusunu yapıp dönüş yoluna çıkmışken yolda telefonla arayıp hesap sormuş.

O da “Yok efendim… Nereden çıktı bu sözler? Benim ve eşimin bu dedikodudan haberi yok! Biz sizlerde uygun bulursanız adaylık başvurumuzu yaptık şimdi Bursa’ya dönüyoruz ” diyerek vicdansızca olayı inkâr etmiş.
O anda arabada 3 partili arkadaş daha varmış. Onlar da her şeye tanık olmuşlar.

Daha fazla detaylara girmeyeceğim. Olay çok uzun ve mide bulandırıcı.

Bu olayı son yazdığım roman olan ve “Mephisto Yayınevinden” çıkan “SOLUN (!) EHRİMANLARI’nda” yani “Solun Şeytanlarında” anlatmıştım.

Bu olayda önemli olan zavallı, acz içindeki kompleksli kişilerin inkârı ve suskunluğu değildir.

Burada önemli olan CHP Genel Başkanı’na olaya el koyması için bildirilen ve daha sonra rapor haline getirilip defalarca makamlarına, hatta evlerine kadar kargo ile gönderilen bu iddiaların örtbas edilmesidir. Yok sayılmasıdır. Olayda adı geçenlerin ödüllendirilmesidir.

Nesrin Baytok’a, defalarca “Ne hakla bu konuyu suçlanan Mehmet Sevigen’e illettin? Buna hakkın var mı? Bu iddialar yenir yutulur şeyler değil. Senin görevin Deniz Bey’e konuyu iletmekti.
Yaptığın davranış kasıt olmasa bile çok yanlış… Bu şahıs eğer suçlu ise sen ona “kılıf hazırla” demiş oldun” diye defalarca hesap sordum.

Israrla “Beni Deniz Bey’le görüştürmek zorundasın. Bu insanlarla mutlaka yüzleştirilmek istiyorum. İsterse hepsi inkâr etsin.” dedim

Bir şeyden emindim. Aday olmaları ve milletvekilliği sıralamalarında Sevigen’in etkisini ve gücünü bilen herkes, bildiklerini ya inkâr etmiş ya da onursuzca susmuştu.

Bende bu koşullarda bana söylenenleri ispat edemeyeceğim için tazminat ödemeyi göze aldım. Tek isteğim hepsi ile yüzleşmek ve inkâr edenlerin suratına tükürmekti.

Nesrin Baytok’un tüm sitem ve suçlamalarıma verdiği tek yanıt: “Ben Mehmet’le çok yakınım… Ona bir şey olmasına izin veremem. Üstelik biz birbirimizden asla bir şey saklamayız” gibi akıl dışı sözlerdi.

Bu arada bir hafta süreyle Deniz Baykal’a ulaşmam Nesrin Baytok tarafından engellenmişti.

Nesrin, ve Mehmet Sevigen’e, defalarca parti ve evlerinden telefon açtım. “Bu konu böyle kalamaz. Lütfen soruşturma açılsın. Genel merkezden yetkililer gelsin gerçek ortaya çıksın. Ya da iftira atıyorum diye beni disipline verin…” diyerek ısrarla direttim.

Mehmet Sevigen bana, “Üzülme Abla’cığım!.. Senin dürüstlüğünü ve haklı olduğunu, doğru söylediğini biliyoruz. Evet, ben bahsi geçen konuda bir kredi olayına aracılık ettim ama pay almadım!!!.
Şerefsizler hep böyle yapıyor. Benim sayemde siyasette adam oluyorlar. Sonunda bana bunu yapıyorlar. Ama hepsi evine gelip senden özür dileyecekler” diyerek beni susturmaya ve yatıştırmaya çalışarak bir hafta oyaladı.

Asıl önemlisi ve yıllar geçse de asla unutamayacağım olaysa defalarca aramama rağmen konuşturulmadığım, sonuçta evinden bir şenliğe gitmek üzereyken ulaşabildiğim Deniz Baykal’ın beni şok eden tavrı ve sözleri olmuştur.

Kendisine “Nesrin Hanım size bir konuyu iletecekti acaba iletebildi mi?” dediğimde çok yoğun olduğu için iletilmediğini söyledi.

Bende kendilerine “ Efendim ben konuyu rapor halinde yazdım hem genel merkeze hem ev adresinize kargoyla yolladım. Ayrıca olayın gelişmesinden çok üzüntü duydum. Siz acaba mektubumu aldınız mı?” diye sorduğumda almadığını ve konuyu bilmediğini söyledi.

Konuşmasından kendisine bilgi verilmediğini, yoğunluktan dolayı da mektubumu ve çektiğim faksları görmediğini düşündüm.
Kendilerine “Sayın Genel Başkanım, konu önemli olmasa bu sıkışık süreçte üzerinde durmazdım. Ancak Bursa’da konu uluorta konuşulur olmuş. Üstelik…“dememe fırsat bırakmadan sert ve soğuk bir ses tonuyla;

“Güler Hanım, Ben Mehmet’e laf ettirmem…”
Deniz Bey’in “Mehmet” dediği torunu değildi… Her nedense vazgeçilmez olan ve her akçeli işin kahramanı olmayı başaran (!) Mehmet Servigen’di.

En son olarak kendilerine Hanefi Avcı’nın kıyametler koparan kitabında rastladım!!!

Deniz Bey devam ederek: “Ben Mehmetle ilgili söylenen bu tür saçmalıkları ciddiye almam. Mehmet’e utanmadan bu haksızlığı yapanlar ispat etsinler! Sende duyduklarını konuşmakta ısrar edersen git savcılığa suç duyurusunda bulun…

Zaten bu konuyu Mehmet araştırmış, muhataplarına da sormuş; kimse böyle bir söylenti duymamış. Belli ki Mehmet’i çekemeyenler iftira atıyor…” sözleri karşısında donup kalmıştım.

Bende kendilerine buz gibi bir ses tonuyla “O halde benim de başka sözüm yok. Sadece sizden ricam, gönderdiğim raporu okuyup gereğini yapmanızdır. İyi günler efendim.” derken telefonun elimden düşmesiyle tüm güvenim de bitti- gitti.

Burada beni şok eden durum ise şu noktaydı:

Deniz Baykal, önce olaydan habersiz olduğunu belirtip, mektubu da almadığını söyledi. Ancak konuşmalarından her şeyi bildiği ve benim ısrarıma da kızıp sinirlendiği gerçeği canımı çok yakmıştı.

Oysa ben olayı tüm detayları ve tanık isimleriyle raporuma yazmıştım. Bu raporu da her birine ayrı ayrı ve defalarca faks çekerek, kargoya vererek göndermiştim
Raporda:

“Bizler CHP li bireyler olarak yıllardır halkımızın içine düşürüldüğü bu acımasız krizin ve yoksulluğun temelinde, yapılan yolsuzlukların ve siyasi kirlenmişliğin temel etken olduğunu bilip; bunu yapanlardan hesap sorulması için mücadele eden bir partinin üyeleriyiz. Ancak bu tür olaylarda insanlardan aldıkları bir bilgi ve duyumu iletirken bile belge ve kanıt istenirse, bu olaylarda duyum almış insanların gerçeğin araştırılması için başvurularında, kendileri iftiracı ve suçlu durumunda bırakılırsa, bu tür olayları ortaya çıkarmak, doğruluğunu araştırmak ve yapılan yanlış varsa hesap sormakta olanaksız olur” diye belirtmiştim!

Oysa SHP ve CHP birleşmesindeki en önemli amaç buydu. Kurultayda Baykal kürsüden söz vermişti. Yolsuzluk yapan, siyaseti çıkarı için kullanan herkesten hesap soracaktı!!!

Aradan yıllar geçtikten sonra bu olayı neden anlatma ihtiyacı duydum biliyor musunuz?

Çünkü mecbur kaldım. Çünkü yine yüksek egolar şahlanıp ortalara döküldü. Yine “Yavuz Hırsız” tavrıyla ültimatom veriliyor. Yine kendilerini vazgeçilmez sananların iktidar arzuları depreşti.
Pes vallahi pes… 24 saat sabredemediler.

Ayrıca bu kadar pişkinlik kimseye yakışmıyor. Toplumu kimse balık hafızalı sanmasın.

O yakışıksız kaseti çekenler ahlaksız, terbiyesiz, komplocu, hayâsız… Hepsi kabul. Ayrıca kimsenin hukuku yok sayarak özel yaşamı deşifreye hakkı yok.

İyi hoş hepsi kabulde, sanki o kasette rol kapanların yaptığı çok normalmiş gibi; kendi düştükleri ve CHP’yi düşürdükleri durumu unutup yine hırslarının esiri olmalarına ne demeli?

Sayın Kılıçdaroğlu’nun referandumda oy kullanamamasını bahane eden ve nasıl vekil olduğu ortada olan Nesrin Baytok, sinekten yağ çıkarmak istercesine “Deniz Baykal’ın kütüğünü ben tutardım” diyerek rol kapıyor ve kendine pay çıkarıyor.

Nersrin Hanım, lütfen susunuz… Bu seferde mizah dergilerine malzeme olmayınız…

Size kim sordu “Deniz Bey’in kütüğünü siz mi tutuyordunuz?” diye!!! Tövbe tövbe…

Vekil Hanım, millet bu konuda duyarlı davranıp sizleri magazin malzemesi yapmadı diye kendinizi şaşırmayın. İnanın ne o görüntüler, nede o açıklamalar kimseyi tatmin etmedi.

İnsanlar, Olcay Hanım gibi gerçek bir hanımefendiyi üzmemek, sizi de üniversitede kızı okuyan bir annenin zaafı o kızın hayatını karartmasın diye diline dolamadı.

Aslında CHP’ye gönül bağı olan seçmen ve CHP’liler, Deniz Baykal’a karşı kurulan alçakça tezgâhı içine sindiremedi. Bu haysiyetsizliği yapanların bulunup yargı önüne çıkarılmasını istedi. Hanefi Avcı, bu komplonun Fetullah Gülen Cemaatinin işi olduğunu iddia etti.

Ancak Deniz Baykal, konuşmasında anlamsızca Pensilvanya’ya teşekkür etti. Ve olayın ortaya çıkarılmasına yardımcı olmak için her nedense savcılığa bilgi vermedi.

Sayın Deniz Baykal’ın siyasetteki azmini- hırsını- emeğini- birikimini bilen ve takip eden bir insan olarak asla böyle bir sonu hak etmediğini her yerde söylüyorum.
Lakin:
Deniz Baykal’ın “rezilce-alçakça-şerefsizce” bir planla genel başkanlıktan inmek zorunda bırakılması ne kadar üzücüyse;

Önder Sav ve Milletvekillerinin çoğunluk desteği ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan seçilmesi de o kadar hayırlı olmuştur.

Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun halkta karşılığı olduğu; anında esen olumlu rüzgârla ortaya çıkmıştır. İşte buna halk desteği denir.

Bizzat katıldığım referandum çalışmalarında bu coşkuyu ve mutluluğu her yerde gördüm.

Bu güne dek her daim önümüze çıkan; “CHP’nin başından Deniz Baykal gitmeden size oy vermem” sözlerinin yerini, “Hep sağa oy verdim ama bu sefer Kılıçdaroğlu’na vereceğim. Çünkü bu adam temiz ve dürüst “ sözleri almıştı.

Yine “Baykal yüzünden CHP’ye oy vermiyorduk, çok şükür Kılıçdaroğlu halkçı bir insan oyumuz artık CHP’ye ” sözleri herkesin dilindeydi.

Bunları yazarken dikkatinizi çektiyse Sayın Kılıçdaroğlu’nun halktaki yani seçmendeki karşılığını ve olumluluğunu anlattım.

Yoksa ömrü siyasetle geçmiş bir insan olarak Kılıçdaroğlu’nun tüm örgütlerde aynı heyecan ve umudu yeşerttiğini söyleyemem.

Mecburiyetten sevinir görünen kesimlerin dürüstlüğüne de güvenemem. Yıllardır sürdükleri saltanatın ve derebeyliğin sona ermesini içlerine sindirdiler mi sanıyorsunuz?

Hele hele on ay sonra yapılacak seçimlerde milletvekilliğini garantilemiş birinci derece
“Baykalistler’in” referandum sonuçlarındaki başarı umurlarında mıydı? Acaba bu kesimler referandumda nasıl oy verdiler?

Referandumun üzerinden 24 saat bile geçmeden Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu sayesinde kurtulduk sandığımız kabus yeniden egemen olmak için start verdi
Benim anladığım;
Kendilerini vazgeçilmez sanıp yıllarca hak hukuk tanınmadan parti içinde despot bir anlayışla hükümdar olanlardan kurtulmanın halkta umut yaratması, kaşarlanmış siyaset bezirgânlarının metabolizmalarını bozmuş.

Bu türler, Deniz Baykal’ın eteklerine yapışarak siyasette var olmak için koro halinde “KURULTAY İSTERİZ” diye bağırmaya başladılar.

İyi isteyin istemesine de neden istiyorsunuz önce onu bir söyleyin?

Yoksa yeterli imzayı bulunca tüzük böyle bir hakkı herkese veriyor!
Unuttunuz mu sizin zamanınızda noterden gönderilen imzalı talepleri bile ciddiye almayıp insanların bu haklarını gasp ettiğinizi.

Neyse şimdi alenen soruyorum: “Sizlerin derdi nedir??? Bu ne tahammülsüzlük? Bu ne hazımsızlık? Bu ne yüzsüzlük? “

Sevgili okur, sevgili dostlar, sola, sosyal demokrasiye gönül verenler, bu uğurda ömürler tüketenler, Allah rızası için duyarlı olun. Dikkatli olun… Daha doğrusu uyanık olun.

Üzücü ama siyaset yapan herkesin ders alması gereken bir kaset olayı CHP’nin yönünü de yolunu da değiştirdi.

Bırakın CHP’nin yeniden umut olup AKP’ye alternatifi olmasını, bundan çok daha önemli olan; CHP, gerçek kimliğine ve sosyal demokrat anlayışa doğru ilerlemeye başladı.

Kılıçdaroğlu’nun söylemleriyle CHP yeniden ete kemiğe ve “Sol- Sosyal Demokrat” bir kimliğe bürünmeye başladı.
*****

Bu nedenle Sayın Deniz Baykal’a 2. ciddi uyarıyı basın yoluyla yazarak yapmak durumundayım.

Çünkü kendisi 2002 yılında dostça ve samimiyetle ve de tüm iyi niyetimle yaptığım uyarıyı ciddiye almadı. Eğer alsaydı. CHP’yi bu tür at cambazlarından arındırırdı.

Nitelikli aydınları, yetişmiş kaliteli siyasetçileri, ömrünü siyasete adamış, onurlu, namuslu, çalışkan ve üreten kadroları (dışlayarak) atıl hale getirip; etrafında çıkar ve menfaat çeteleri oluşturmasaydı zaten kendilerinin sonu da böyle olmazdı.

Sayın Deniz Baykal çok tecrübeli bir siyasetçidir. Yaptığı her şey hesaplı-kitaplıdır. Sormak lazım kendisine;

Bir defa referandumun üstünden 24 saat geçmeden böyle bir değerlendirme yapmak ve CHP’yi başarısız ilan edip kurultay istemek kendisine yakıştı mı?

Ama daha da önemlisi;
Sözde CHP’nin geleceğini düşünüyormuş havası vererek Taraf gazetesinin “AKP hayranı CHP düşmanı” yazarı Ozan Kütahyalı’ya konuşması iyi niyetle bağdaşır mı?
Bu çıkışı çok hatalı olmuştur.
Çünkü
Kendisi istemese bile siyasi geleceklerini Deniz Baykal’ın genel başkanlığına bağlamış olan “hep bana-rep bana” çetesi akıl almaz argümanlarla CHP’yi karıştırıp kaosa sürüklemeye çalışacaktır.

Kanımca Baykal’ın yaptığı tüm açıklamalar ve sözde “tüzük önerileri” CHP yönetimine yönelik uyarı ve eleştirileri “geri dönme sinyali” olarak örgütlere atılmış bir işaret fişeğidir.

Siyaseti doğru okuduğumu her fırsatta söyleyen ve önceden iddialarımı yazan ve haklı olduğumda tüm okurlarca tespit edilen bir siyasetçi olarak yine iddia ediyorum:

Bu durum, yani Deniz Baykal’ın şu aşamada geri dönüşü CHP’nin baraj altında kalmasının sebebi olur.
Yine Baykal’lı CHP yüzünden en az “400” milletvekili çıkaracak olan AKP, ülkenin felaketi olur.
Gördüğüm kadarıyla Deniz Beyin kafası karışmış. Deniz Baykal “Akil Adam” gibide davranamıyor.
Bakın ne diyor:

Taraf gazetesine açıklamalarda bulunan CHP’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal, “Yenilgiye bahane aramamak lazım. Yeni bir yol haritası ile yeni bir başlangıç şart” demiş.
Başka ne demiş?
“Kurultay hemen toplanmalı. Ben aday değilim” demiş.
Yerseniz…

Geldik en komik hatta trajikomik arzu ve talebine:

Acilen tüzük değişikliğinin yapılmasını isteyen Baykal, “Dışlanmış tüm CHP’liler partiye kazandırılmalıdır” dedi.
Vallahi okuyunca nefesim tutuldu ve etlerim diken diken oldu.

Ben bu davanın hâkimi olsam burada bu sözlerden sonra kalemimi kırardım…

Ya sabır… Allah’ım akıl sağlığımı sen koru, kendilerine “Ufak atta civciv sansınlar” diyeceğim ama yazının ciddiyetini bozacak.

Bu konuda bu ülkede herkes konuşabilir ama asla ve asla konuşamayacak tek kişi Baykal ve köhnemiş politbürosudur. Fazla söze gerek yok kısa bir anımsatma yapayım yeter.

Deniz Bey ve efradı, sizler değil miydiniz; Sevgili Hocam Aydın Güven Gürkan’ı dışlayan, Ercan Karakaş’ı saf dışı bırakan, Mümtaz Soysal’ı unutan…

Farklı bir örnek:
Eski Genel Sekreter Ertuğrul Günay’ın yıllarca yok sayılmasını sağlayan.

Hiç aklınıza gelmez mi Fikri Sağlar’ı neden hangi amaçla ihraç ettiğiniz?

Mehmet Moğoltay’a, Seyfi Oktay’a, Ziya Halis’e, Yakup Kepenek’e yaptıklarınız neyle izah edilecek?
Yaşayan Efsane Başkan Ahmet İsvan’ı, eski genel başkanlardan Hikmet Çetin’i, Altan Öymen’i yok sayıp unutan kimdi?

Rahmetli İsmail Cem gibi bir değeri alıp kullanıp dışlayan ve sonunda onun kurduğu partinin iki üç puanlık oyu için birleşme bahanesiyle hepsini yutup yok eden başkası mıydı?

Seçimde vitrin süsü olarak büyük açılımlarla davet ettiğiniz Zülfü Livaneli ve Yaşar Nuri Öztürk’ü nasıl kapı dışına koyduğunuzu bilmiyor muyuz?

Daha da önemlisi size her konuda yardımcı olmuş, işlediğiniz tüm günahlarınıza ortak olmuş, sizin koltuğunuzda rahat oturmanız uğruna parti hukukunu katletmiş tüm can dostlarınızı da sıra sıra kapı önüne siz koymadınız mı?

Bir vefasızlık örneğini de size ağabeylik yapmış, bu günlere gelmenizde maddi manevi katkıları olmuş can dostunuz Erol Çevik’çe ye sırt çevirerek yapmadınız mı?

Vallahi tüm isimleri yazmaya kalsam ciltlerle ansiklopedi olur… Bu nedenle “Dışlanmış tüm CHP’liler partiye kazandırılmalıdır” sözlerinizi ciddiye almıyorum. Bu esprili sözleri de kimsenin ciddiye alabileceğine inanmıyorum.

Siz bu sözlerinizle vazgeçilmezleriniz olan “Mehmet Sevigen, Savcı Sayan. ve Bilim Kurulu Başkanınız (!) Nesrin Baytok” gibi değerler dışta kaldı diye üzülüyorsanız hiç boşuna üzülmeyin.
Bu türler için kurultaya gerek yok. Bir referandumda onlar için yapalım… Bu halk, hatta kurşun asker mantığıyla şekillendirdiğiniz delege bile size %99’luk bir yanıt verir inanınki…

Şimdi gelelim hedefe koyduğunuz Genel Sekreter Önder Sav’a olan takıntınıza ve intikam planınıza:
Yıllarca aranızdaki dostluk ve diyalog sonucu kırılmanız ve incinmenizi anlayabiliriz. Size ihanet ettiğini de düşünebilirisiniz.

Sayın Önder Sav size gerçekten ihanet etimi biz bilemeyiz.

Ancak Sayın Önder Sav, en kritik günlerde verdiği cesur kararıyla CHP’ye ihanet etmemiştir.

Halkına da ihanet etmemiştir. Bırakın ihaneti, şarampole yuvarlanmakta olan CHP’nin direksiyonunu sağlama alarak önünü açmış, yolunu göstermiştir.

Ayrıca AKP iktidarında karanlığa sürüklenen ülkenin yoluna CHP’nin alternatif olmasını, güvence ve sigorta olmasını sağlayarak tarihe geçmiştir.

Şahsen ben bu olayı şöyle değerlendiriyorum:

Yıllardır sağ zihniyetlerle sömürülen halkımız 8 yıllık AKP’ iktidarlarında bireylikten kulluğa sürüklenmiştir. Ülke talan edilmiştir. Halk ötekileştirilerek bölünme noktasına getirilmiştir.

Yoksulluk sınırı namus kavramını aşmıştır. Kadınların ve 13’ndeki kız çocuklarının alınıp satılabildiği et pazarlarında ahlak-vicdan ve hayâ dibe vurdurulmuştur.

İşte bu zor ve utanılası koşullarda bile halka umut olamamış bir CHP ve yıllarca başında saltanat süren “Deniz Baykal ve ekibine sizler hakkınızı helal eder misiniz?” diye sorsam:

Şahsen ben etmem. Sizlerinde aynı kanaate olduğunu duyar gibiyim.

Peki, “Genel Sekreter Önder Sav’a hakkınızı helal eder misiniz?” diye sorsam:

Ben verdiği tarihi karardan dolayı Önder Sav’a bırakın hakkımı helal etmeyi kendilerine binlerce kez teşekkür ederim.

Bu sözlerimi kimse istismar etmesin. Kimse şu an örgütler sağlıklı ve başarılı da sanmasın.

Ancak yıllarca ideolojiden yoksun, bilgi-birikimi olmayan, sadece yandaşlık mantığıyla sağdan soldan toplanan, siyasetten bihaber ve beklentili fertlerin oluşturduğu yönetimleri savunacak değilim.

Nede bu anlayıştakilerin masa başlarında, kapalı kapılar ardında yazdıkları kurşun asker niteliğindeki delegelerin belirlediği yereldeki veya üst organlardaki yöneticileri kutsayacak değilim.

Ben isterim ki CHP’de sağdan soldan emanet alınmış çok üye ile övünme yerine; nitelikli, sosyal demokrasinin evrensel ilkelerini özümsemiş üyeleri ile gururlansın.

CHP’de delege ağalığının son bulduğunu, parayla delegelerin tayin edilmediği, etnik kimliklerin, mezhepsel kayırmaların olmadığı bir anlayış egemen olsun isterim.

Seçim ve referandumda kadınların sadece çarşı-pazarda “bildiri – broşür”dağıtılmaya mahkûm edilmediği, gençlerin bayrak asma aracı olarak düşünülmediği, çağdaş ve sol değerlerin temel taşı olduğu bir anlayışın temsilcisi CHP ülkede iktidar olsun diye dua ederim.

Son Not:

Sayın Deniz Baykal ve efradı ile yereldeki uzantıları boşuna demagoji yapmasınlar. CHP’yi düşünüyormuş gibi yaparak kargaşa ve kaos yaratmasınlar.

Kemal Kılıçdaroğlu, önderliğinde halkın umudu olabilecek olan CHP’nin önünü kesmesinler.

Bizler bu tür filmleri İnönü-Baykal savaşları döneminde ve Altan Öymen’in Genel Başkan seçildiği zaman defalarca izledik.

Önce parti meclisi kuşatılacak, sonra “Sensiz olmuyor… İnadına Baykal” talebiyle seçimli kurultay toplanarak gereği yapılacaktır. Gördüğüm kadarıyla bu film artık bu sinemalarda iş yapmaz…

Ricam ve temennim;
Daha fazla itibar kaybedilmemesi ve saygınlık yitirilmemesi için Deniz Baykal gereksiz yere konuşmasın.
Yıllarca sefa sürdüler. Yıllarca parti içinde hak hukuku yok ederek hükümranlık sürdüler. Yeter… Yeter artık.

Bundan sonra kurultay diye ısrar ederlerse inanın kendileri üzülür. Bir ömür boyu CHP’de sefa sürüp hep muhalefette kaldılar.
.
Madem bir tüzük değişikliği ile partinin oyları 5 puan artıyordu o halde neden CHP’nin baraj altında kalmasına müsaade ettiler?

Son Uyarı:

Bundan sonra partiyi geriye götürmek için kim konuşursa bizlerde karşılığını vereceğiz.

Yıllarca partiye zarar vermeyelim, aman AKP karşısında oy kaybetmeyelim diye sustuk. Parti terbiyemizden uluorta konuşmadık.
Daha fazla sabırları zorlamayın.
Size duyduğumuz veya duymak zorunda hissettiğimiz saygıyı tümden yok edip ortadan kaldırmayın.


CHP, NEDEN İKTİDAR VE UMUT OLAMIYOR, 7 HAZİRAN VE 1 KASIM SEÇİM SONUÇLARI

25 Kasım 2015 Çarşamba, 16:29

AHMET İSVAN, CUMHURİYET ÇINARI VE EFSANE BAŞKAN

11 Haziran 2015 Perşembe, 12:05

GERÇEK VE NAMUSLU SOLCULAR GÖREV YİNE SİZE DÜŞTÜ.

15 Aralık 2014 Pazartesi, 09:50

ÇARŞAFI ÇIKARDI, PEÇEYİ ATTI VE GÖZLERİNİ YUMDU!..

24 Eylül 2014 Çarşamba, 17:48

12 Eylül Faşizmi unutuldu mu?

12 Eylül 2014 Cuma, 08:33

Yıllar önce Yasin El Kadı'yı yazmış ve uyarmıştım:KEFİL OLANA KEFİL MİSİNİZ ?

04 Ağustos 2014 Pazartesi, 12:37

Yıllar önce yazmışım \\\\\'ÇANKAYA SIRAT KÖPRÜSÜ!\\\\\'

09 Temmuz 2014 Çarşamba, 09:41

Tüm Dostlara Teşekkür…

03 Nisan 2014 Perşembe, 09:09

Erdoğan, haysiyet cellatlığı yapıyor: Bağırdıkça korkuttuğunu, hakaret ettikçe sindirdiğini sanıyor!

06 Mart 2014 Perşembe, 12:22

Gülen Cemaatinin ‘Altın Nesil’ hedefi:

01 Ocak 2014 Çarşamba, 12:09

Endişeliyiz, Kaygılıyız, Hatta Kırgın ve Öfkeliyiz, Ancak Çözümsüz ve Umutsuz Değiliz...

13 Aralık 2013 Cuma, 14:43

Ülkelerin ve Toplumların Uygarlığı Çocuklarına Yaptığı Yatırımla Anlaşılır.

05 Ekim 2013 Cumartesi, 08:35

Kardeşlik Kanla, Barış Sözle Olmaz...

10 Temmuz 2013 Çarşamba, 09:23

Sayın Başbakan, ‘Marjinal’ değilim ama isyanlardayım

16 Haziran 2013 Pazar, 05:22

CHP Milletvekilleri Gezi’de Gökkuşağı çocuklarının yanında…

12 Haziran 2013 Çarşamba, 21:08

Çapulcu Halkın Okuduğu Şiir!

04 Haziran 2013 Salı, 08:22

“İNSANLAR İHANETE TUTSAK” Diyerek Yeniden Merhaba…

15 Mayıs 2013 Çarşamba, 07:40

Dost Okurlarımdan Kısa Bir Süre İzin İstiyorum.

29 Ekim 2012 Pazartesi, 02:36

Sadece İnsan Olmak!

26 Eylül 2012 Çarşamba, 08:25

Annemin de Başını Ezerler mi?

12 Eylül 2012 Çarşamba, 08:21

Sol Pencereden Ülkücü Yazar Metin Kaplan ve Yeni Kitabı: “Fent/ Orgeneral Eşref Bitlis Suikastı”

20 Ağustos 2012 Pazartesi, 11:33

CHP’de 'Değişim - Dönüşüm ve Yenileşme' slogan olarak kalıp yanlış algılamalarla dezenformasyona sebep olmamalı…

21 Temmuz 2012 Cumartesi, 07:26

CHP’de, %33 Kadın Kotasındaki Haksız Uygulamalar, Siyasetteki Kadın Emeğini Yok mu Ediyor?

25 Haziran 2012 Pazartesi, 18:49

CHP İl Kongresinde kalite, zarafet ve hoşgörü çıta yükseltti.

18 Haziran 2012 Pazartesi, 11:40

CHP’de Değişim ve Uzlaşma Talebi Filiz verdi.

16 Haziran 2012 Cumartesi, 14:56

Gürhan Akdoğan, CHP İl Başkanlığına Aday Olmuyor! Değerli Emaneti Yahya Şimşek’e Teslim Etmek İstiyor.

05 Haziran 2012 Salı, 10:42

Bugün köşemi ‘İşten çıkarılmam için bana tuzak kuruldu’ diye isyan eden Gazeteci Özlem Buğday Yağmur’a verdim:

21 Mayıs 2012 Pazartesi, 10:45

Bu gün anneler günü. 12 Eylül faşizminde sürgünde olan bir annenin duyguları!...

13 Mayıs 2012 Pazar, 11:04

1 Mayıs emeği sömürmeyenlere bayram olsun

01 Mayıs 2012 Salı, 14:32

Bu gün göz ameliyatı olacaktım, ancak gelişen bir kriz sonucu amelyat masasından kalkmak zorunda kaldım.

27 Nisan 2012 Cuma, 08:04

Tatlı Cadılarımın yani “Genetik Devrimcilerin “ bu gün yaş günü…

22 Nisan 2012 Pazar, 10:26

12 Eylül Faşist Darbesinde Avukat Ahmet Hilmi Feyzioğlu Bursa Emniyet Müdürlüğü’nün beşinci katından atılarak öldürülmüştü…

04 Nisan 2012 Çarşamba, 12:14

CHP'den emekçi kadınlara onur belgesi

09 Mart 2012 Cuma, 06:54

Genetik Devrimci Çocuklar…

04 Şubat 2012 Cumartesi, 09:07

Ülkenizi ve halkınızı ‘torunlarınız’ gibi sevin!!!

03 Ocak 2012 Salı, 10:37

CHP’de muhalefet ve Baykal’cılar, bulanık suda balık avlamak istiyor…

13 Aralık 2011 Salı, 08:37

Bu ülkede mütevazı olmak; hele hele siyasette böyle davranmak aptallığa eşdeğerdir…

29 Kasım 2011 Salı, 08:48

Mutsuzum… Ancak, Mutsuzluk tehlikelidir…

20 Kasım 2011 Pazar, 09:53

Beşinci kattan aşağıya düşmek kaç saniye tutar acaba?

07 Ekim 2011 Cuma, 10:40

VİCDAN…

17 Eylül 2011 Cumartesi, 13:59

Huylu huyundan vazgeçmiyor!!!

01 Eylül 2011 Perşembe, 09:11

CHP Üst Yönetiminde Değişimin Kodları!!!

13 Ağustos 2011 Cumartesi, 08:27

Sayın Gürsel Tekin, Bursa İl Kongresi ile ilgili çıkan spekülâsyonlara, ‘Sol/Sosyal Demokrat’lara yakışan’ tavrı koydu.

06 Ağustos 2011 Cumartesi, 14:40

Bursa CHP, kriz üretme merkezi oldu...

30 Temmuz 2011 Cumartesi, 10:17

Yeni CHP’den duyurulur:“Yeni bir tüzük yapmayı düşündüğümüzden, eskisinin hükmü yoktur…!!!”

14 Temmuz 2011 Perşembe, 11:21

Yeni CHP’de Mızrak Çuvala Sığmıyor.

22 Haziran 2011 Çarşamba, 09:23

Egosu Doyumsuz Başbakan’ın Belaltı Savaşlarının Gerekçesi...

18 Mayıs 2011 Çarşamba, 11:20

Yeni CHP Zengin Severler Partisi mi Oluyor?

17 Nisan 2011 Pazar, 14:43

Yeni CHP’de: GDO’lu üyeler İN, organik üyeler OUT…

22 Mart 2011 Salı, 09:08

Bursa’da Aydınlığın Meşalesini Mümin Ceyhan Taşıyor.

10 Mart 2011 Perşembe, 15:37

CHP Sağcı, AKP Solcu, arıyor!!! Fikri Sağlar’dan ‘RET’

02 Mart 2011 Çarşamba, 15:43

Bursa CHP’de Yöneticiler (!) Kafayı Basına Taktı…

24 Şubat 2011 Perşembe, 12:59

Mudanya CHP’de kuraldışı uygulamalar kaos yarattı.

12 Şubat 2011 Cumartesi, 17:22

CHP’de Ayaklar Baş Olmasın!!!

04 Şubat 2011 Cuma, 14:27

Bursa Bağımsız’dan Merhaba...

02 Şubat 2011 Çarşamba, 08:32

Deniz Baykal'a 2nci Ciddi Uyarımdır!

12 Ocak 2011 Çarşamba, 12:02

Referandum Değerlendirmesi

11 Ocak 2011 Salı, 12:01

CHP ve Kılıçdaroğlu'na Pranga Olmayın

10 Ocak 2011 Pazartesi, 12:01

12 Eylül Faşizmi Kimlerin Çocuklarını Korkuttu?

09 Ocak 2011 Pazar, 12:03

Yazarlar

AKP ‘darbeyi’ kapatacak

25 Ekim 2016 Salı, 12:14


AKP ‘suç ortağı' arıyor

Mustafa Ünal /ZAMAN

12 Haziran 2015 Cuma, 09:28


Koalisyona ‘derin devlet’ dokunması!

İhsan ÇARALAN /Evrensel

12 Haziran 2015 Cuma, 09:21


Cumhurbaşkanı azınlık hükümetini engelleyemez

Erhan BAŞYURT/BUGÜN

12 Haziran 2015 Cuma, 09:16


Ya Koalisyon ya Başkanlık...

Eren Erdem/YURT

12 Haziran 2015 Cuma, 08:58


Kırılma noktası!

Güngör Mengi/VATAN

12 Haziran 2015 Cuma, 08:45


AK Parti’yi Kürtler neden terk etti?

İbrahim Kiras/VATAN

12 Haziran 2015 Cuma, 08:42


Ali İsmail…

Bekir Coşkun - Sözcü

23 Ocak 2015 Cuma, 09:34


Bu memleketi çiftliğiniz mi sandınız?

Mehmet Kamış/ZAMAN

14 Ocak 2015 Çarşamba, 09:39


Charlie’ye saldırı Bursa’da protesto edildi

Can Ertan /HABER

14 Ocak 2015 Çarşamba, 08:57


Kobane'den Paris'e emperyalizm ve laiklik

Özgür Şen

14 Ocak 2015 Çarşamba, 08:17


AKP’nin IŞİD çıkmazı

Hüseyin ALİ/Özgür Gündem

14 Ocak 2015 Çarşamba, 08:10


Siyasi etik yasası çıkarılmalı

Serpil Çevikcan/Milliyet

12 Ocak 2015 Pazartesi, 09:37


MİT’in sicili

Gültekin AVCI/BUGÜN

12 Ocak 2015 Pazartesi, 09:17


İslamofobi ve provokasyon

İhsan ÇARALAN /Evrensel

12 Ocak 2015 Pazartesi, 09:11


Seçimi böyle kazandık: “VİCDANEN RAHATSIZIM”

Hüseyin Özay/Taraf

12 Ocak 2015 Pazartesi, 08:32


AKP’nin erkek aklı özgür kadından korkuyor

Zilar STÊRK/Özgür Gündem

12 Ocak 2015 Pazartesi, 08:25


Barışı, ancak özgürlükler besler

Hüda KAYA/Özgür Gündem

12 Ocak 2015 Pazartesi, 08:14


Bilim siyasetin elini öptüğünde...

Cüneyt Ülsever/YURT

11 Ocak 2015 Pazar, 10:19


Sabri Uzun da “cadı avı”na katıldı

Nazlı Ilıcak /BUGÜN

11 Ocak 2015 Pazar, 10:18

Son 20 Yazım

CHP, NEDEN İKTİDAR VE UMUT OLAMIYOR, 7 HAZİRAN VE 1 KASIM SEÇİM SONUÇLARI


AHMET İSVAN, CUMHURİYET ÇINARI VE EFSANE BAŞKAN


GERÇEK VE NAMUSLU SOLCULAR GÖREV YİNE SİZE DÜŞTÜ.


ÇARŞAFI ÇIKARDI, PEÇEYİ ATTI VE GÖZLERİNİ YUMDU!..


12 Eylül Faşizmi unutuldu mu?


Yıllar önce Yasin El Kadı'yı yazmış ve uyarmıştım:KEFİL OLANA KEFİL MİSİNİZ ?


Yıllar önce yazmışım \\\\\'ÇANKAYA SIRAT KÖPRÜSÜ!\\\\\'


Tüm Dostlara Teşekkür…


Erdoğan, haysiyet cellatlığı yapıyor: Bağırdıkça korkuttuğunu, hakaret ettikçe sindirdiğini sanıyor!


Gülen Cemaatinin ‘Altın Nesil’ hedefi:


Endişeliyiz, Kaygılıyız, Hatta Kırgın ve Öfkeliyiz, Ancak Çözümsüz ve Umutsuz Değiliz...


Ülkelerin ve Toplumların Uygarlığı Çocuklarına Yaptığı Yatırımla Anlaşılır.


Kardeşlik Kanla, Barış Sözle Olmaz...


Sayın Başbakan, ‘Marjinal’ değilim ama isyanlardayım


CHP Milletvekilleri Gezi’de Gökkuşağı çocuklarının yanında…


Çapulcu Halkın Okuduğu Şiir!


“İNSANLAR İHANETE TUTSAK” Diyerek Yeniden Merhaba…


Dost Okurlarımdan Kısa Bir Süre İzin İstiyorum.


Sadece İnsan Olmak!


Annemin de Başını Ezerler mi?

Takvim

Pt Sl Çr Pr Cm Ct Pz
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31
info@bursabagimsiz.info.tr

Bursa Bağımsız adlı, www.bursabagimsiz.info.tr adresinde yayınlanan işbu web sitesi içerisinde yayınlanan yazınsal ve görsel içeriğin her hakkı saklıdır.

Site içerisinde Güler Buğday dışında yazınsal ve görsel içeriği yayınlanan konuk yayıncıların eserlerinin her türlü hukuksal sorumluluğu konuk yayıncıya aittir. Güler Buğday işbu içerikten ötürü sorumlu tutulamaz.

Copyright © 2018 Bursa Bağımsız