Dört bakanı aklayan AKP'li üyelerin savunmaları akıllara ziyan: ‘Deliller yetersizdir, deliller geçersizdir, siyasi suikast girişimidir, algı operasyonudur, makul şüphe bile yoktur’Paylaş
AKP’li dokuz üyeden ‘ibret’lik savunmalar
Rüşvet ve Yolsuzluk iddiası ile suçlanan AKP’li dört bakan Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar’ın “parmak hesabı ile 5 Ocak'ta” akladığı Meclis Soruşturma Komisyonu’nda iktidar partisine mensup 9 üyenin “ibretlik” savunma yaptığı ortaya çıktı. Meclis tutanaklarına geçen o toplantıda, AKP'li bazı üyeler 27 Mayıs’a kadar giderek “darbe tezini” savunan yazılı metinler okurken, bazı isimler de “suç” tespiti yaparak, “Yüce Divan’a gerek yok” kararı verdiler. AKP’li Yusuf Başer’in Rıza Sarraf’ın e-postasına nasıl girildiğini sorması dikkat çekti. AKP’li komisyon başkanı Hakkı Köylü’nün ise hiçbir değerlendirme yapmadan “çoğunluğun görüşüne katılıyorum” dediği belirlendi. İşte Meclis tutanaklarına yansıyan AKP’li üyelerin “ibretlik” savunmaları:
‘Deliller geçersiz’
Kemal Şerbetçioğlu (Bursa-AKP): Mevzuatımıza göre, kolluk ve Cumhuriyet Savcılığının bakanlarla ilgili soruşturma ve delil toplama yetkisi bulunmamaktadır. Hukuken geçersiz delillerle suçlama yapmak veya hüküm kurmak mümkün değildir. Soruşturma önergesinde sayılan fiillerin suça dönüşmediği ve işlendiği iddia edilen suçların unsurlarının oluşmadığı kanaatindeyim.
‘Suç’ dedi ama akladı
Bilal Uçar (Denizli-AKP): Karar nasıl çıkarsa çıksın, belli ki tartışılmaya devam edecek. Birbiriyle ilgili olmayan, farklı tarihlerde işlendikleri iddia edilen, belgelerde gösterilen suçlar tek bir torbaya konularak belli bir günde operasyon düğmesine basıldı. İşlemiş olabilirler fiilleri, suçlu olabilirler, olmayabilirler ama süreç, tam bir yıldır bu insanlar her türlü ortamda, medyada, siyaset alanında linç edildi. Soruşturma komisyonu kuruldu, bakıyoruz, delillerin tamamına yakını teknik takip. Bir de bakıyorsunuz, mesela bir bakanla ilgili gelen dosyalarda, bizim her gün beşer olarak insanlarla görüştüğümüz, samimi yaptığımız sohbetler, bu dosyadaki fiille hiç ilgisi olmayan şeylerin tapelendiğini gördük. Bütün bunlara baktığımız zaman daha baştan bazı şeylerin planlı olduğu kanaati bende hasıl olmuştur. Bütün bu sonuçlara baktığımız zaman, soruşturma önergesinde belirtilen fiillerle ilgili dava açmaya yetecek, her türlü şüpheden uzak delil yoktur. Delillerin usulsüz olduğundan bahisle takipsizlik kararı verilmiştir.
‘Sarraf’ın mailine nasıl girildi?’
Yusuf Başer (Yozgat-AKP): Rıza Sarraf'ın elektronik posta adreslerine girilmiş. Nasıl girildi? Mahkeme kararı verildi mi, nasıl verildiği, ne edildiği meçhul. Arkadaşlar-tırnak içinde söylüyorum- çok dürüst oldukları için her şeyleri gizli örgüt. Yine, mesela, dosya içerisinde var. Nisan 2013 tarihinde tüm şüpheliler belirleniyor, tespit ediliyor, falan ediliyor, her şey bitiyor, ne hikmetse olay 17 Aralık sabahına kadar bekletiliyor. Burada hükümetin diğer üyelerine ve Başbakanımıza uzanacak bir şey bulabilir miyiz de acaba Türkiye’yi, 2015 yılının 2014’ün, 2013’ün sonundan itibaren acaba burada bir hükümeti devirip de kendimiz gelebilir miyiz gibi bir algı operasyonu yapılmaya çalışılmış olduğunu görmemek mümkün değil.
‘Siyasi suikast girişimi var’
İlknur İnceöz (Aksaray-AKP): İşte, ayakkabı kutuları, aklımıza gelen, para sayma makinaları, paralar, yatak üzerindeki bu görüntüler baştan normal, akıl baliğ, temyiz kudretine sahip bir insanın düşünmesi gerekiyor. Burada nasıl bir kurgu var diye düşünmeden edemiyorsunuz.
Soruşturmanın başından sonuna kadar çıkan verilere, zamanlamalara, olayların ve kişilerin birbirleriyle bağlantısı olmaksızın bir bağ kurulmak istenmesine, sanki gerçekten ülkede böyle birbiriyle bağlı ve sistematik bir yolsuzluk işleniyor algısı oluşturmak adına ve fezlekelerin hazırlanma biçimi, gönderilme biçimi, bütün bunlar dikkate alındığında ve daha ifadeler alınmadan bu fezlekelerin içerisine dercedilen “dönemin başbakanı” gibi ifadeleri -ki “dönemin başbakanı” diye kime denir bunu çok iyi biliyorsunuz, darbeyle görevden uzaklaştırılmış başbakana denir- fezlekelere dercetme cesaretini gösterecek ve bir o kadar da arkasında darbe olduğuna ilişkin açıkça delil bırakacak kadar da tedbirsiz davranan bu soruşturmayı yürütenlerin, paralel yapının, adına ne derseniz deyin, kumpasın, tezgâhın tezgâhlayıcıları 17 ve 25 Aralık operasyonunun sadece hukuki bir soruşturma, sadece bir yolsuzluk operasyonu olmadığını, burada hem partimize hem hükümetimize hem de milletimize apaçık bir hukuksuzluğun işlendiğini, adeta hükümetin hedef alınmak suretiyle bir siyasi suikast girişiminin olduğunu anlamamak mümkün değil.
‘AB Bakanı’nın alanında değil’
Yılmaz Tunç (Bartın-AKP): Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 135. maddesine göre “son çare kuralı” dediğimiz kuvvetli şüphe sebebinin varlığı hâlinde, başka suretle delil elde etmenin imkânının olmadığı hâllerde iletişimin denetlenmesine geçilir. Ancak, direkt, soruşturma iletişimin denetlenmesiyle başlıyor. Yine, teknik takip kararı örgütlü suçlarda bir yılı geçemez. Buna rağmen iki yıllık zaman diliminde belirsiz aralıklarla teknik takip kararları veriliyor, ilk dinlemede mevcut şüphelilerle konuşanlar hakkında da yeniden dinleme kararları alınıyor.
19 Nisan 2013’te İstanbul 38. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/2011 sayılı kararı var. Burada da “e-posta adresine şifresi girilmek suretiyle inceleme” kararı veriliyor. Bizim hukukumuzda böyle bir şey yok. Ceza Muhakemesi 134’e göre bilgisayara el koyma var, bilgisayardaki verilere el konulması var ama burada e-posta şifresi kırılarak polis tarafından şüphelinin maillerine giriliyor. Yani Ceza Muhakemesi Kanunu 29’da ifadesini bulan “postada el koyma”nın bugünkü elektronik ortamda e-postaya el koyma işlemi polis tarafından yapılıyor ve orada bütün özel hayatla ilgili mailler de okunabiliyor. Dijital ortama uzaktan erişim yoluyla delil elde etme yöntemi dünyanın hiçbir yerinde yok, bizim mevzuatımızda da yok ama burada yapılmış.
… bu fiillerin hiçbirinin Avrupa Birliği Bakanlığı'nın görev alanıyla ilgili olmaması nedeniyle görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmamasından söz edilemeyeceğinden ortada suç yoktur.
‘Makul şüphe bile yok’
Ayşe Türkmenoğlu (Konya-AKP): Zafer Çağlayan hakkında Rıza Zarrab’tan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen maddi menfaatler karşılığında... Bu çok önemli, “miktar ve değeri tespit edilemeyen\' denmiş.
Kovuşturmaya yer olmadığına dair bir sonuç elde edilmiş ama buna rağmen hâlâ Dubai’ye çıkışının sağlanmaya çalışıldığı şeklinde bir ibare ve yine imtiyaz sağlandığı şeklinde tamamen soyut iddialar söz konusu. Burada ben özellikle Zafer Çağlayan’la ilgili bu iddiaların şu ana kadar elde edilen delillerle tam da ispatının hani biraz önce söyledik ya biz, makul şüphe, makul şüpheyi de bırakın gerçekten ben vicdanen düşüneceğim zaman makul şüphenin de daha da altında bir şüphe bende oluşturmadı.
“Tape”lerinin doğru olduğu şeklinde raporlar geldi ama bununla ilgili esas püf noktası şuydu Sayın Başkanım: “Konuşma çözümleri doğru” şeklinde geldi yani telefon tape’leri konuşma olarak dinlendiğinde ve bunların çözümü yapıldığında konuşmalar ve “tape’lerin doğru olduğu ama bunların montaj mı, yine dediğimiz gibi bir yerlerden toplama mı yapıldığı şeklinde herhangi bir ibare yok, bununla ilgili bir rapor da yok elimizde.
‘Torbacılık yapmışlar’
Ayşe Türkmenoğlu (Devamla) Bir hukukçu olarak bu bana çok makul gelmiyor, kolluk kuvvetlerinin iki yıla yakın bir süre beklemesi ve sonradan -biraz önce Yusuf Bey mi söyledi ya da Bilal Bey söyledi tam emin değilim- toplayarak bir torbaya konulması yani “torbacılık” diyorum ben başka bir şey değil, aynı şekilde sallayıp kimin bahtına ne çıkarsa şeklinde olmuş.
Bakanlar hakkında miktarı belli olmayan menfaat temin ettikleri ve benzeri ifadeler kullanılması da benim açımdan düşündürücü. Çünkü bakanların her şeyi kabul ettiklerini varsaysak bile bir suç işlediklerine dair yeterli şüphe ya da makul şüphe uyanmadı bende. Yani bununla ilgili, şöyle, kabul ettiklerine dair derken işte, biliyorsunuz, Sayın Egemen Bağış şöyle demişti: Otelle ilgili görüşme yapmış Rıza Sarraf, bununla ilgili aracı olması istenmiş. Böyle bir otel alınma olayı gerçekleştirilmemiş. Yine, “Vize ile ilgili müracaatlar yapıldı\' deniyor. Bununla ilgili herhangi bir şekilde vize müracaatı yapılmamış ki bununla ilgili de Bakanımız, o anlamda dedim ben “Kabul etmiş olsa bile\' diye.
|