Oscar yıldızları seçildi. Ben de kendime göre haftanın 3 demokrasi yıldızını seçtim. Biri TUSKON Başkanı Rızanur Meral, diğeri Haber Türk gazetesi yazarı Yavuz Semerci, 3'üncüsü ise Hakkâri İl Emniyet Müdürü Tufan Ergüder.
1) TUSKON Başkanı Rızanur Meral'in -\'Muhalefet etmek istiyorsanız parti kurun da gelin\' diyen- Başbakan'a cevabı: \'Siyaset servet edinme yeri değil, millete hizmet yeridir. Para kazanmak isteyen siyasiler, iş hayatına girsin.\'
2) Yavuz Semerci patladı ve 2 Mart 2014'te Haber Türk'te şunları yazdı: \'Beni herkes yönetir ama bir tek kişi yönetemez... Yolsuzluk yapan yönetemez. Babamın oğlu olsa bile tek kuruşluk saygı duymam, duyamam. O yüzden diyorum ki, hakkındaki yolsuzluk kayıtlarının yalan olduğunu ispatlayamayan Tayyip Erdoğan'a artık saygı duyamıyorum. Sandıkta değil %50, %80 oy alsa bile görüşüm değişmez. Benim için Erdoğan yok hükmündedir.\'
3) Gelişmelere dayanamayan ve emniyetten ayrılan Tufan Ergüder, istifa mektubunda şöyle yazıyor: \'17 Aralık 2013 tarihinden itibaren teşkilât personelimiz sürekli horlanmakta, itilip kakılmakta, sürgünlere yollanmakta. Hak, adalet, liyakat, eğitim ve yeterlilik gibi ilkeler geri plana itilirken, biat kültürü ön plana alınmaktadır. Tekraren yapılan tayinlerle, personelimiz ve aileleri baskı ve zan altında bırakılmaktadır. Okulların da açık olduğu kış aylarında, aniden tayini çıkan personel neredeyse yerine bile oturmadan, 3'üncü, 4'üncü kez günü birlik yeni bir yere tayin edilmekte, teşkilâtın kurumsal hafızası haksız ve adaletsiz biçimde silinmektedir.\'
Medeni cesaret gösteren bu güzide insanları tebrik ediyorum. Türkiye'de demokrasi ancak bu gibi cesur tepkilerle gelişir ve kök salar.
İlker Başbuğ'un durumu
İnternet Andıcı davasının Ergenekon'la birleştirilmemesi gerektiğini ilk günden itibaren yazdım. Bu davadan yargılanan, içlerinde İlker Başbuğ'un da bulunduğu çok sayıda asker Ergenekon sepetinin içine atıldı. Oysa pekâlâ Oda TV gibi yapılabilir ve şahıslar farklı mahkemede yargılanıp, dava sonuçlandırılabilirdi. Ayrıca, İlker Başbuğ'un işlediği iddia edilen suçun, göreviyle ilgili olup olmadığı da çok tartışıldı. Anayasa'nın 148'inci maddesine göre, göreviyle ilgili suçlarda Genelkurmay Başkanları ve kuvvet komutanları Yüce Divan'da (Anayasa Mahkemesi) yargılanır. Darbe suçu ise, görevle ilişkilendirilemez. Bıçak sırtında bir durum vardı; mahkeme eylemi, \'terör örgütü üyeliği\' ve \'darbe teşebbüsü\' kapsamında gördü; kendisini yetkili ilan etti.
\'İnternet Andıcı\' davasıyla, Ergenekon ana davasının birleştirilmesinin yanı sıra atılan bu ikinci adım da yoğun tartışmalara yol açtı. Özellikle, İlker Başbuğ gibi Genelkurmay Başkanlığı'na kadar yükselmiş bir askerin, \'terör örgütü üyesi\' ilan edilmesi vicdanları yaraladı. Ben, İlker Başbuğ'un siyasete \'cumhuriyeti koruma kollama\' adına haksız müdahalelerde bulunduğuna, mevcut kara propaganda sitelerini kapatmakla birlikte, yenilerinin kurulmasına imkân tanıdığına, İrtica ile Mücadele Eylem Planı'ndan haberdar olduğuna inanıyorum. Mesele, görevi kötüye kullanma, siyaseti etkileme çerçevesinde tutulmadığı için, Başbuğ mağdur duruma düşürülmüştür.
Anayasa Mahkemesi, Ergenekon'un gerekçeli kararının hâlâ yazılmamasına da dayanarak, uzun tutukluluk dolayısıyla İlker Başbuğ'un hak ihlaline uğradığı kararını verdi. Keşke, hangi mahkemenin bu davada yetkili olduğu hususunda da bir hüküm kursaydı.
2 husus
*Ergenekon'u yargılayan 13. Ağır Ceza Mahkemesi bir an önce gerekçeli kararını tamamlamalı, dosya Yargıtay'a intikal etmelidir. Yargıtay'ın, torba dava haline gelen Ergenekon'da nüanslara dikkat ederek, hüküm kuracağı inancını taşıyorum. Ergenekon davasının ana gövdesi içinde görev alanların haricinde, -sözgelimi bizim meslektaşlarımız gibi- askere yakın duranlar da, örgüt kapsamında değerlendirilmiştir. Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan bunun örnekleridir. Siyaseten karşı çıktığı bir iktidarı zedelemek için askerle diyalog kurmak, hatta bazı faaliyetlerde bulunmak, herhalde o kişileri örgüt üyesi yapmaz.
*Tartışılan bir başka dava Balyoz... Balyoz hükümlüleri için de mutlaka Yargıtay Ceza Genel Kurulu yolu açılmalıdır.
Ses sentezleme
2011 yılında \'ses sentezlemeye\' ilişkin bir yazı yazmıştım. Amacım, Zeynep Özdemir'in akademik başarısını övmekti. Bir baktım, Twitter'da gündeme getirmişler. Tayyip-Bilal Erdoğan'ın 17 Aralık konuşmasının bu şekilde üretildiğini ispatlamaya çalışıyorlar. Oysa ses sentezleme için, belki 30 saat, hatta 50 saat, dışarıdan ses geçirmeyen bir stüdyo ortamında kayıt yapmak gerekiyor. Oradan buradan telefon konuşmaları toplanarak sentetik bir ses yaratılamaz. Ayrıca, sentetik ses hemen fark edilir. Zira metalik bir tınısı oluyor ve doğal tonlamalar elde edilemiyor. Bu sesi dijital oyunlarda duyuyorsunuz ya da akıllı telefonların Siri konuşmasında. Ayrıca, 2 kişiyi karşılıklı ve anlamlı bir biçimde konuşturmak hiç mümkün değil.
Erdoğan, o kaydın sahte olduğunu ispat etmek istiyorsa, bilimsel bir kuruluşa müracaat etmeli. Yasa dışı bir dinlemeyse, kayıt, TİB'de yer almıyordur. Bunun yasa dışı olduğunu da TİB verileriyle kanıtlayabilir. Yalnız yasa dışı dinleme olması, eğer gerçekse, meselenin vahametini gölgelemez.
|