Niye yazı yazmıyormuşuz? Biz de soralım: “Böyle mi olurdu CHP kurultayları, hatta kurultay önceleri?”
Günlerce kurultay konuşulurdu, Ankara’daki otellerde yer kalmazdı, akşam yemeklerinde siyaset yenirdi ve tabii “çarşaf liste” için sabaha kadar gidilip, gelinirdi.
İsmet Paşa partinin başında, kimin haddine düşmüş onun sözünden çıkmak?
* * *
Öyle sanılırdı, öyle olmadığı anlaşıldı, İsmet Paşa’ya rağmen parti kıpır kıpırdı, hele Ecevit’in “12 Mart” müdahalesinden hemen sonra “Bu bana karşı yapılmış bir askeri müdahaledir” demesi...
İsmet Paşa bunu hazmetmedi, sonunda Ecevit takımı kurultayı kazandı, İsmet Paşa gitti, hem de öyle tespitler yaparak ki!
İsmet Paşa, “Anlaşmazlıkları benimledir diye barbar bağırıyorum. Bakmayın siz onun söylediklerine, yaşlandı, yanlış bilgi veriyorlar, yaşı ilerledi, hatta bunadı diyorlar” diyordu.
Kimdi bunlar?
Ecevitçilerdi, karşılarında da İsmet Paşa’nın yanında görünen “göbekçiler” vardı, Kemal Satır’la anılırlardı, bir ara Feyzioğlu da onlarla birlikte oldu.
* * *
Ola ki deniz tükenir, CHP’de kurultay tükenmez.
İsmet Paşa, genel başkanlıktan sonra olacakları sıraladı:
“Memleket gerçeklerine vukufsuzluğunu, sağduyu ile ne kadar çabuk ters düşebileceğini ispatlamış bir hizip, muvaffak olur da partiyi alırsa başa gelecek hallerden ciddi olarak endişe ederim.”
İsmet Paşa, gerekeni söyledi, dedikleri bir bir çıktı, önce bir görüntü, sonra hezimet...
Ya şimdi?
Bir aşk şiiri gibi:
“Sözlüklere baktım sözlüklerde sana yer yok!”
Yirmi yıl önce, bir kurultay öncesi (9 Eylül 1992) yazımızı şöyle bitirmişiz:
“CHP delegeleri bugün verecekleri oylarla, CHP’nin ya Kuvayi Milliye’den ve milli mücadeleden gelen mazisini gösterecekler ya da CHP’yi mazisini unutan adamların partisi haline getirecekler?”
Acaba?
|