6 yaşında ağaçtan düştüğünde kolu bir açık yarayla birlikte kırılan Canan’ın hikâyesi, tam da bugünün anlam ve önemine uygun. Kendisini zamanında doktora götürmeyen babasının ihmalkârlığı sonucu kangrene dönüşen ve kesilmek zorunda kalan kolu yüzünden değil sadece, çocukken menenjit geçiren ablası ve zihinsel özürlü kardeşi de, onun hikâyesi ibretlik kılıyor. Ve dinlediğiniz öyküyle içine bulaştığımız gerçeklik, yaşamlarımızdaki şımarıklığı birden ezik bir duruma getirdi mi sizin için de?
Düşünün, Canan’ın kolunun olduğu bir tek resmi var, kendisi bugün 30 yaşında. Tek göz bir odada ailesine bakmaya çalışıyor hala büyük bir emek ve azimle. En önemlisi de herkese dev bir örnek olarak dimdik durmaya çalışıyor yaşamın karşısında. O engel tanımayanlara birebir örnek…
FOX TV ekranlarında Asuman Krause’nin sunduğu var mısın yok musun yarışmasında denk geldim ben Canan’a. Kabul etmem gerekirse Acun Ilıcalı’nın bu tip yarışmalarını sevenlerden değil, fanatiği ise hiç değilim. Asuman Krause’nin sempatik kişiliği de değiştirmedi benim yarışmayla ilgili fikrimi. Ama sanırım Canan’ın güzel yüzü ve samimi anlatımı ne kadar farklı kanal açarsam açayım, mıknatıs gibi çekti beni kendine.
Açıkçası ne kazandığını görecek kadar sabırlı olamadım, öyküsünü dinlemek yeterliydi benim için. Yarışma diliyle konuşacak olursam, tablo da gayet iyi görünüyordu. Umuyorum hayalini kurduğu paranın çok üstünde bir para kazanmıştır ve o benim hayatım dediği kardeşine yepyeni bir yaşam, ablası, annesi ve kendisi için de güzel bir hayat kurabilmek için. Farkındaysanız hiç baba lafı edemiyorum, etmiyorum, Canan’da de edemedi yayında.
Çünkü ülkemizdeki baba profiline uygun, sıklıkla duyduğumuz türden, .çocuklarıyla ilgilenmeyen tam tersi döven, söven, hiçbir ihtiyacı karşılamayan çok alışık olduğumuz bir baba profili. Şimdi erkekler direk üzerine alınacaklardır zaten en iyi yaptıklarımızdan biri de alınmak ama bence herkes üstüne alınmak yerine, insanca yaşamak, yaşatmak için, insan olmayı öğrensin önce. Ve Canan, çok kötü geçen bir çocukluğun ardından, yanına ailesini de alarak 30 metrekarelik bir göz odada yaşam mücadelesi verirken, engelli kontenjanıyla bir bankada çalışmaya başlamış ama oradan da verdiği emeğin karşılığını alamadığı, psikolojik olarak ta ezildiği için ayrılmak durumunda kalmış.
İşte budur bizim engelliye bakış açımız. Onları insan yerine koymak yerine, küçümsemek, engellerini unutturacak bir yaşam yerine, engellerini her daim gözlerine sokmak. Bu bizim sadece insafsızlığımızın değil, her konuda olduğu gibi cehaletimizin de göstergesi ama bunu kabul edecek babayiğit, zihniyet nerede?
Biz engelli kardeşlerimizi gözümüzden ırak, yaşamdan uzak, kapalı alanlarda saklı tutarak bir halt ettiğimizi sanıyoruz. Öyle zavallı ki bu konudaki gerçekler, yaşama tutunacak, çok başarılı olacakları dünya örnekleriyle ispatlanmışken, onları tüm bu kazanımlardan hatta yaşamdan uzak tutuyoruz. İşin aslı örümcek kafaların yarattığı izlenimleri kenara koymayarak, engelleri bir türlü kaldırmayarak hatta arttırarak yaşama devam ediyoruz.
Ve ülkeye asıl zararı düşünce engellilerin verdiğini unutarak, engel tanımayanlara engel olmaya devam ediyoruz…
|