Bir arkadaşım sordu, Balyoz davası mı önemli, İnternet Andıcı davası mı? İkisi de dedim.. Birinde darbe planı yaptıkları iddiası var.. Doğruysa, tankla, topla, tüfekle kafamıza ineceklermiş.. Gerisini sen düşün.. Binlerce kişi ölecek, sorgusuz sualsiz yüz binlerce kişi hapsi boylayacaktı..
Ekonominin altüst olması, Batı ile ilişkilerin askıya alınması çabası!
Diğerinde, internet üzerinden hükümet aleyhine kara propaganda yaptıkları söyleniyor..
İkisinin de hedefi aynı ama..
Birinde top tüfek var..
Diğerinde kışkırtma, yönlendirme..
*
Arkadaşım ısrar etti:
Tamam yine de birini seç hangisi daha önemli.. Söyle sorayım hangisi daha tehlikeli?
Soru düşündürücüydü..
Tabii ki darbe planı diyecektim, diyemedim.. Durdum.. Ağzımdan kara propaganda sözü çıktı..
Daha tehlikelidir!
*
Niye mi buna karar verdim..
Şundan..
Darbeyle gelenler yönetime el koyuyor, vücudunuzu teslim alıyor, hapse atıyor, yıllarca tutuyor, toplumsal örgütlenmeleri kökünden kazıyor, anayasayı, yasaları kökünden değiştiriyor, istediği düzeni kuruyor..
Ama beyninize dokunamıyor..
Dört duvar arasına tıksa da, ‘Hicaz’a sürgüne gönderse de beyniniz sizde kalıyor..
*
Ama propaganda amaçlı yayınlar öyle mi? Topluma ayar çeker.. Toplumu dizayn etmeye çalışır.. Kurgu, yalan dolan yayınlarla doğrudan beyinlere hitap eder.. Beyinlere format atar..
*
Biri, silah çekip vücudu teslim alıyor ama beyne el süremiyor.. Öteki vücudu özgür bırakıyor ama beyni teslim almayı hedefliyor..
*
Şu da var..
Darbe düzeni bizim gibi ülkelerde en fazla iki yıl, üç yıl sürer.. Tahribatıyla 20 yıl..
Format çekilmiş beyinler düzeni 40 yıl da sürer, 70 yıl da..
Türklerin ilgisini ‘bahşiş’ çekti!..
Bizim pek alışık olmadığımız bi durum.. Aslında haksızlık etmeyelim, Avrupa’nın birçok ülkesi alışık değil.. İngiltere için normal..
Başbakan Cameron ile eşi birkaç ay önce tarifeli uçakla İspanya’ya tatile gitmişti.. Bir sahil kasabasında el ele dolaşırken resimleri yayımlanmıştı..
Bugünlerde İtalya’nın Toskana bölgesini seçmişler.. Yine ellerini kollarını sallaya sallaya bir kafeye girmişler..
*
Buraya kadar İngilizler için normal, bundan sonrası haber.. Çünkü İngiltere Başbakanı kahve isteyince garson; çok meşgulüm kalk sen al demiş.. O da kalkmış kahvesini almış, hesabı ödemiş, bahşiş bırakmamış..
Haber ilginçti ama Milliyet’in internet sitesine bu haberle ilgili yapılan yorumlar daha da ilginçti..
*
Kimse bir başbakanın ülkesi dışında korumasız, turist gibi dolaştığıyla pek ilgilenmemiş.. Kafeye müşteri gibi girmesi, kahvesini kendi almasını önemsememiş..
Taktıkları başkaydı..
Bahşiş bırakmalı mıydı, bırakmamalı mıydı?
Kimi, ayıp etmiş demiş..
Kimi, adam kahvesini kendi aldı niye bahşiş versin ki diye karşı çıkmış..
Kimi, bahşiş zorunlu değildir diye nutuk atmış..
Kimi, tanımadığı için garson kıza kızmış.. (Gittiği kahvede yan masaya gelse tanırmış gibi..)
Kimi, benim de başıma geldi; tuz istedim masa örtüsünü kaldırdılar diye İtalyanları kötülemiş..
*
Demek bahşiş bıraksa ilgi çekmeyecekmiş..
|