ANALİZ
İktidar 8 yıllık döneminde ilk kez bu kadar sıkıntılı günler yaşıyor. Libya olayı AKP’nin kimyasını bozdu. Belli ki hiç beklemedikleri bir durumla karşı karşıya kaldılar ve şimdi işin içinden nasıl çıkacaklarını bilemiyorlar.
Bu saptamayı yapan sadece ben ya da muhalifler değil, bu defa yandaş kalemlerin de zihni karıştığı için karman çorman yazılar yazıyorlar, ekranlarda çelişkili ifadeler kullanıyorlar.
Adeta “dünyaya nizam veren” başbakan edasıyla özellikle iç politikada çok prim yapan Başbakan Erdoğan Libya olayında gerçeği görünce galiba ne diyeceğini de şaşırdı.
Üç hafta önce “Bu ne saçmalık, NATO’nun Libya’da ne işi var?” diye soran Erdoğan şimdi NATO’nun duruma müdahale etmesini istiyor.
Oysa çıplak gerçek şudur; Başta ABD olmak üzere, ileri gelen NATO üyesi ülkeler, BM’den kendi kendilerine bir karar çıkartarak Libya’ya askeri müdahale yaptılar. Artık ne kimseyi dinlemek ne de ikna etmek gibi bir düşünceleri var.
Türkiye’nin sözde çabası yalnızca iç politikaya yöneliktir.
Nitekim Başbakan Erdoğan merakla beklenen açıklamalarında önemli bir şey söyleyemedi. Herhalde Libya’da sivillerin ölmemesini istemek, bölgede “güçlü ağabey” olmaya soyunduğunu söyleyen bir ülke için çok da iç açıcı bir müdahale sayılmaz.
Bana göre Erdoğan, ayaklarının dolanmakta olduğunun sinyalini pazartesi gecesi verdi. Suudi Arabistan’dan döndükten sonra “acil zirve” toplantısı yaptı. Beklenti bir açıklama için medyanın karşısına çıkmasıydı. Ancak araya “Obama ile telefon konuşması” girdi. Gece yarısı Başbakan’ın Obama ile görüştüğü bilgisi verildi. Ama açıklama gelmedi.
Başbakan açıklamayı bir gün sonraya, grup toplantısına bırakmıştı çünkü. Grup toplantısını bekledik, çok ciddi bir açıklama gelmedi.
Bu durumda muhalefetin “Obama ile konuşmadan tavır belirleyemedi, Obama ile konuştuktan sonra da çok yumuşaktı” şeklindeki eleştirileri göğüslemek durumunda kalacaktır.
Burada temel etken, bölgemizde yaşanan olayları, seçime giden Türkiye’de iç politika malzemesi yapmaya çalışılmasıdır. AKP dış politikayı iç politika malzemesi yapmaya çok alıştı. Çünkü, dünya devleri, kendilerine bir sıkıntı yaratmadıkça, bir ülkenin kendi kendine havaya girmesine hiç ses çıkarmazlar.
Başbakan’ın İsrail’e “ayar” vermesi, Mübarek’e “halkının sesini dile” demesi, AB’yi azarlaması, Başkan Obama’ya “akıl” vermesi bu ülkeleri rahatsız etmez.
Rahatsız etmez ama, bu tavırlar Erdoğan’ın iç politikadaki itibarını artırır.
Ancak Libya farklı. ABD ve Batı’nın bu ülkede ciddi çıkarları var ve görüldüğü gibi ne hak ne hukuk tanıyarak topyekün saldırıya geçmekten hiç çekinmediler.
Bu aşamada Türkiye’nin Libya’ya asla silah doğrultmayacağını açıklaması hiçbir şey ifade etmez.
Sonuçta Türkiye de, güya Birleşmiş Milletler kararına uyarak Libya’daki saldırıya ortak durumda.
Libya Libyalılarındır, bombalama işgale dönüşmesin, Libya halkı geleceğini belirlesin gibi “tavır koymalar” Batı’da hoş bir yankı yapar sadece, o kadar.
*****
ÜZÜLDÜM
Mehmet Haberal’a hakaret
Pazar günü Ulusal Kanal’da katıldığım bir programda Mehmet Haberal’ı eleştirerek özetle şu görüşü dile getirdim; “Haberal dik duramıyor, arkadaşları hapisteyken, o hastanede kalabilmek için çok çaba harcadı, ama gördüğüm kadarıyla hastanede keyfi yerindeymiş. İki doktor sırf Haberal’la dayanışma için raporlarında ısrar ettiler ve hapse girdiler, Haberal bunu da mı görmüyor? Şimdi CHP aday yapacakmış, Haberal aday olursa en azından ben oy vermem.”
Heyecanlı konuşmanın sonunda maksadı biraz aşarak “ne bilim adamıymış, o zaman dünya tıp uzmanları ona destek versin” de dedim.
Kastım şudur: “Darbeci gibi bir suçlamayla karşı karşıya kalırsanız ya bunu kabul edeceksiniz ya da onurlu biçimde dik duruş sergileyecek ve mücadele edeceksiniz.
Hastanelerde kalarak, gün kazanarak mücadele olmaz. Hele gönül birliği yaptığınız kişiler hapisteyken, ölümcül durumda bile olsanız direneceksiniz.”
Haberal’ın oğlu dün bir mesaj gönderdi. Babası ile ilgili görüntülerin ilk tutuklanma günlerinde çekildiğini, medyanın konuyu çarpıttığını söylüyor. Resimlerin de tarihini eklemiş mesajına. Doğrudur, karşı çıkmıyorum.
Haberal’ın “bilimsel” kimliğine söylediklerimin o anın heyecanı olduğunu üzülerek belirtmek ve özür dilemek isterim. Ancak dik ve onurlu duruş konusunda ikna olmam biraz zor.
*****
BUNU YAZMAM GEREK
E pes yani
CHP bir bedelli teklifi verdi, iktidar ve yandaş medya ayağa kalktı. “Bu bir seçim yatırımıdır, ayıptır, ahlak dışıdır” diye. Seçime giderken ne yapacaktı ki muhalefet, tabii ki seçim vaatlerini açıklayacak. Oysa iktidarın durumu farklı. Elinde devletin gücü ve hazinesi var. Seçim sonrası için vaatte bulunmasına gerek yok. Açıyor kasanın ağzını, bol keseden dağıtıyor, ama yandaşların hiçbiri “bu seçim yatırımıdır” demiyor. İşte dün Sanayi ve Ticaret Bakanı esnafın 270 milyon liralık faiz ve cezasının silindiğini toplam 590 milyon liralık borç için yapılandırmaya gidildiğini açıkladı.
Neden? Çünkü seçime gidiyoruz. Bu seçim vaadi değil, seçim rüşvetidir. Ancak AKP ve yandaşlarının seçim öncesi gözleri öylesine karardı ki, muhalefetin her adımını karalarken bu rüşvetleri göklere çıkarıyorlar. Seçime kadar bakalım daha ne rüşvetler dağıtılacak.
*****
KAFAMI BOZAN ŞEYLER
Üstü açık klozetin yanında yatmak
Silivri’den hiç hoş haberler gelmiyor. Tutuklu olan bazı gazeteci dostlarımız “çok zor günler” geçiriyor. İşin kötüsü, ne kadar feryat ederlerse etsinler seslerini duyurmakta da zorluk çekiyorlar.
Geçen hafta Tuncay Özkan’dan bir mektup aldım. Bana özel yazıldığı için aynen yayınlamak istemedim. Ama haklı bir feryadı dile getirdiğini söylemeliyim. Özkan iki yılı aşkın süredir tutuklu olmasına rağmen hâlâ suçunun tam olarak ne olduğunu öğrenemediğini ve insanlık onurunun ayaklar altına alındığını belirtiyor.
Mektubu Özkan’ın ailesi aracılığı ile aldım. Nasıl olduğunu sordum, sorduğuma da pişman oldum. “Tuncay bunları söylemek istemiyor ama, Balbay’la birlikte tam bir işkence çekiyorlar” denildiğinde canım çok sıkıldı.
Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’la birkaç tutuklu daha görülmemiş biçimde tecrit edilmiş durumda. 8 metrekarelik bir hücrede tutuluyorlar. Hücrede bir yatak ile alafranga tuvalet var. Tuvaletin klozet kapağı yok. Klozet yatağın tam yanında somya ile bitişik. O şartlarda başları neredeyse klozete değecek biçimde uyumak dahil bütün günlerini geçiriyorlar.
Tuncay Özkan’ın vücudunun çeşitli yerlerinde kirli sarı lekeler belirmiş, safra kesesi olmadığı için sürekli serum alması gerekiyor ama ailesi serumun doğru verilip verilmediğinden şüpheli, ayrıca o kirli sarı lekelerin sırrı da çözülemiyor.
Medya ise hâlâ “Adalete güvenelim, suçsuzlarsa hak yerini bulur” diye kendini avutuyor.
|